Top

T.C. Aydın Valiliği, Portakal Çiçeği Yaşam Atölyesi

e-posta :
atolyeportakalcicegi@gmail.com
Telefon :
+90 256 215 22 09

Portakal Çiçeği Yaşam Atölyesi

VİZYONUMUZ
Aydın’da yaşayan 10-18 yaş arası tüm ergenlerin, ergenlik dönemini sağlıklı geçirebilmeleri konusunda farkındalık kazanmalarına katkı sağlayan ve ailelere de bilinçli ebeveyn olmaları konusunda destek veren etkili birim olmaktır
MİSYONUMUZ
Ergenlerin psikolojik dayanıklılığının güçlendirilmesi ve yaşam kalitelerinin arttırılmasını, ailelerin çocuklarına sağlıklı şekilde yaklaşarak etkili ebeveyn olmalarını sağlayıp, oluşabilecek riskli davranışların önüne geçmek, bu sayede toplumsal refahı korumak ve yükseltmektir.

Hizmetlerimiz Ücretsizdir.

507

Görüşme Sayısı

178

Başvuran Aile Sayısı

112.715

10-18 yaş ergen

1.097.746

Aydın Nüfusu

Biz Nasıl Çalışıyoruz?

Ergen ve ailelerinin psikolojik dayanıklılıklarını arttırarak yaşamlarında karşılaştıkları
zorlu koşullarla daha sağlıklı başa çıkabilmeleri için destek veriyoruz.

PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK

Danışan kaydı alınarak haftalık ve aylık takipler kişiye özel düzenlenir. Seans sıklığı ihtiyaca göre belirlenir. Danışanın öncelikleri ve yararı gözetilir. Kişi mahremiyetine önem verilerek, etik ilkelere bağlı kalarak çalışmalar yürütülür. Çocuk ve ergenlerle çalışırken uygun görülen sıklıkta ailelerle de görüşmeler yapılır. Gerekli görülen durumda kurumlar arası işbirliği sağlanır.








psikolojik danışmanlık
%

SOSYAL DANIŞMANLIK

Merkezimize başvuran ergen ve aileleri sosyal ortamlarında da yakından gözlemlemekteyiz. Gerekli görülmesi durumunda ilgili kurumlarla işbirliğini sağlamaktayız.













sosyal danışmanlık
%
Atatürk Anadolu Lisesi Salonu

EĞİTİMLERİMİZ

Ergenlik Dönemi Özellikleri

Anne-Baba Tutumları ve Sağlıklı Yaklaşım Biçimleri

Aile İçi İletişim Eğitimi

Ergenlik Dönemindeki Riskli Davranışlar

Teknoloji Bağımlılığı

Sağlıklı İletişim Yöntemleri

Stresle Başa Çıkma Yöntemleri

Öfke Yönetim

Sınav Kaygısı Yönetimi
Sende Katıl

Uzman Ekibimizle

#Yanınızdayız

Sürekli gelişen konusunda uzman deneyimli kadromuz gönüllülük esasıyla sizlerle.

Güzel Sözler

“Portakal Çiçeğisin Sen Bir Bahar Dalında… Bilgelik Var Ruhunun Kanatlarında... Korkmadan Kaçmadan Koş Gel Yarınlara… Birlikte Aşalım Ne Varsa…”
(Portakal Çiçeği Şarkısı Söz Yazarı: Songül AKGÜL)
 
01

GENÇLERİN YETİŞMESİNE ÖNEM VERİNİZ ÇÜNKÜ BU YOLDA EN KÜÇÜK İHMAL ÜLKENİN YAPISINI VE GELECEĞİNİ YOK EDER.
(Aristoteles)
 
02

“BİR ÜLKENİN GENÇLERİ REFAHIN GÜVENCESİDİR.”
(Benjamin Disraeli)
 
03

“GENÇLİĞİNDE BİLGİ AĞACINI DİKMEYEN, YAŞLILIĞINDA RAHATLAYACAĞI BİR GÖLGE BULAMAZ.”
(Lucius A.SENECA)

MAKALELER

Gençlerin Sosyal ve Akademik Becerilerine Katkıda Bulunmak Amacıyla Buradayız.

“Çocuklarımın mutlu olmasını istiyorum”, “çocuğumun mutlu olması için elimden ne gelirse onu yapıyorum”, “ne istiyorsa yaptım”; bunlar bir annenin ya da babanın en doğal istekleridir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken onun iyiliğini istemekten öte, acaba çocuğumuzun her isteğini yerine getirirsek gerçekten onu mutlu etmiş olacak mıyız? sorusudur. İstekleri çoğunlukla yerine getirilen çocuklara baktığımızda çoğunluğunun mutsuz olduğunu görürüz. Mutsuzlardır çünkü isteklerini kendi çabalarıyla yerine getirmemişlerdir. Hatta ne istediklerini söylemeden aileleri onların yerine tahmin etmişlerdir ve onları çokta yormadan isteklerini yerine getirmişlerdir. Durum böyle olunca zamanla çocuğa bunlar yetmeyecektir. Daha fazlasını isteyecektir. Ama nereye kadar? Bunun sonu yoktur. Sonu mutsuz olan çocuklardır. Şu gerçektir ki; istekleri için çaba harcayan en azından bunları hak etmek için bir şeyler yapan çocuklar kıymet bilirler. Kıymet bilen çocuklar da kendileri için çaba harcamaktan bile mutluluk duyarlar. Yani küçük şeylerden bile mutlu olurlar. Anne - babalar çocukları için en iyisini yapmaya çalışırlar, en azından bu güdüyle hareket ederler. Fakat bu güdü çocuklarını hayata hazır hale getirmelerine engel olabilir. Bunun yanında aileler genelde ben yaşamadım bari çocuğum yaşasın düşüncesiyle çocuklarına yaklaşırlar. Burada ailelerin isteği; çocuklarına sıkıntı çektirmeden onların bir yerlere gelebilmeleridir. Ama gözden kaçan şöyle bir nokta vardır; sonuçta çocuk sadece aile ortamında kalmayacaktır. Ailenin dışında da ister istemez bir hayatı olacaktır. Okulu, işi, arkadaşları, sosyal faaliyetleri vs. Çocuk bu hayata nasıl ayak uyduracağını ailesinden öğrenir. Yani anne babası onu hayata hazırlarlar. Ancak bu hayata hazırlama süreci farklı değerlendirilir. Sanki çocuk daima evinde anne babasının dizinin dibinde yaşayacakmış şeklinde algılanır. İşte burada gerçek olan, eğer çocuklar hayata hazır hale gelmezlerse mutsuz olabilirler. Genel olarak değerlendirirsek anne - babaların çocuklarının iyi, sağlıklı bireyler olabilmeleri için yapabileceklerini 1- Çocuklarınızı yargılamayın. Davranışlarını, duygularını ve düşüncelerini yargılamayın. Anlamaya çalışın. Siz onu anlamaya çalıştıkça o da sizi anlamaya çalışacaktır. 2- Çocuklarınızın duygularını, düşüncelerini ifade etmesine izin verin. Onları dinleyin. 3- Çocuklarınıza onları sevdiğinizi gösterin, hissettirin. İnanın bunu içinizde tutmanızın hiçbir anlamı olmayacaktır. 4- Başarılarını takdir edin, başarısızlıklarında yanlarında olun ve cesaret verin. Çocuklarınıza güvendiğinizi hissettirin. Onlara karşı her an yanlış yapacaklarmış gibi davranmayın. 5- Yapabilme kapasitelerinin olmasının yanında yapamama kapasitelerinin de olduğunu bilin. Yani bazı şeyleri çok iyi yaparken bazılarını da çok kötü yapabileceklerini bilin. Beklentilerinizde aşırıya kaçmayın. 6- Diğerleriyle kıyaslamayın. Onun özel olduğunu hissettirin. 7- Çocuklarınızın isteklerine herhangi bir açıklama yapmadan olumlu ya da olumsuz yanıt vermeyin. En azından o isteğinin neden yerine geldiğini ya da gelmediğini bilsin ki istekleri ile ilgili neden sonuç ilişkileri kurabilsin. 8- Çocuğunuza sergilediği davranışın ardından verdiğiniz ödül veya cezaların arkasında durun. Kararlı ve tutarlı olun. Burada ifade dilenler tabi ki sadece anne ve babalar için değil aynı zamanda çocuklarla bir arada olan diğer yetişkinler için de geçerlidir. Eğer çocuklarınıza nasıl yaklaşacağınızı bilemiyorsanız bir uzmandan yardım alınız. Bu sayede daha sağlıklı çocuklar yetiştirmek için anlamlı bir çaba harcamış olursunuz… Uzm. Psikolog Suzan AKSÜT OSMANAĞAOĞLU

Ergenlik; insanlarda meydana gelen yetişkinliğe atılan ilk adımdır. Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe bir geçiştir. Genel olarak 12-20 yaş arası ergenlik dönemi olarak adlandırılır.Ergenlik, bireyde çocuksu tutum ve davranışlarının yerini yetişkinlik tutum ve davranışlarının aldığı, cinsiyet yetilerinin kazanıldığı, bireyin ruhsal ve fiziksel olarak yetişkinliğe hazırlandığı dönemdir. Dolayısıyla çocukluktan yetişkinliğe geçişin getirdiği zorluklar nedeniyle ergen psikolojik sıkıntılar geliştirmeye açıktır. Bu dönemde ergenlerin aileleriyle ve çevrelerindeki diğer kişilerle ilişkileri farklı bir şekilde gelişir. Daha önce gayet uyumlu, söz dinleyen en azından kolayca yönlendirilebilen çocuk gitmiş yerine her an isyana hazır, tepki gösteren, sorgulayan, duygu patlamaları yaşayan ergen gelmiştir. Dolayısıyla bu yeni durumla sadece çocuğun kendisi değil ailesi de nasıl başedeceğini bilemez. Artık ailenin yerini arkadaşlar almıştır ve arkadaşların sözü onlar için daha etkilidir. Ergen için ailesi,eski kafalı, anlayışsız, baskıcı veya duyarsızdır. Ergenin bu dönemde "ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum?" soruları onun kendini gerçekleştirmek yani bir kimlik kazanmak için cevabını aradığı sorulardır. Ayrıca ergenler duygularını sürekli uçlarda yaşayabilirler ve genelde fevri hareketlerde bulunabilirler. Bu dönemde ergen, bir çelişkiler dünyasında yaşamaktadır. Bir yandan çevresindekilerin kendisine ilişkin düşüncelerine çok önem verirken, diğer yandan da kendisini herkesten daha akıllı sanmaktadır. Ergenlik dönemi, kısaca bireyin çevresiyle ve kendisiyle çatışma halinde olduğu bir dönemdir. Ergen bu dönemde sağlıklı bir kişilik geliştirirse hayatta sağlam durmayı öğrenir ve sorunlarının üstesinden daha kolay bir şekilde gelebilir. Aksi halde ergen bunalımlı, belirsiz bir kişilik yapısıyla sorunlarıyla başaçıkamaz ve mutsuz olur. Ergenler kendilerini olduğu gibi yargılamadan kabul eden, sevgi, saygı gösteren, güven ve destek veren özdeşim modelleri ile birarada olurlarsa sağlıklı bir kimlik geliştirebilirler. Her ne kadar bu dönemde ergen için arkadaşları daha önemli ailesi ise daha olsada ailesinden uzak duruyor görünse de aslında onun en büyük destekçisi ailesidir. Ailesi ergenin sığınacağı yegane limanıdır. Ergenlik Döneminde Gelişecek Ruhsal Sıkıntılar: Bu dönemde depresyonlarda artış görülür. Özgüvende azalma, kendini değersiz ve önemsiz hissetme, karşı cinsle ilgili problemler, okul ve aile içinde karşılaşılan problemler buna neden olabilir. Ergen kendini üzgün ve kötü hissetmesine rağmen günlük hayatına devam edebilir. Eğer devam edemiyorsa bu çok ciddi şekilde değerlendirilmelidir. Aksi takdirde bu durum intihara kadar gidebilir. Çevresindekileri üzmek, ölümü merak etmek, kendini yalnız hissetmek, ilgi ve sevgi yoksunluğu gibi travmatik süreçler ergeni sıkıntılı süreçlere itebilir. Bunlar dışında ergen zaman zaman öfke patlamaları yaşayabilir. Kaygı bozuklukları ve yeme bozuklukları ise diğer önemli rahatsızlıklardır. Kendini yetersiz ve değersiz görmesi sonucu gelişen bu rahatsızlıklar ergen için kritik öneme sahiptir. Ergenlik Döneminde Ailelerin Yapması Gerekenler: - Çocuklarınıza yeterli olduklarını hissettirin, - Duygusal anlamda çocuğunuzun olgunlaşmasına destek olun (onun duygularını tanımasına ve ifade etmesine yardımcı olun) - Onlara nefes alma imkanı tanıyın, çok fazla baskı yapmayın, - Arkadaşlarını eleştirmeyin, - Sorumluluklar verin ve onlara güvendiğinizi hissettirin, - Onları her an dinlemeye hazır olduğunuzu belirtin, dinlerken yargılamayın (ergen sorunlarını hemen dile getirmeyecektir. bu sebeple çok üstelemeden sıkıntısı olup olmadığını sorgulayın ve anlatmak istemezse bile "sadece konuşmak istersen burada olduğumuzu hatırlatmak istedim" şeklinde yanında olduğunuzu hissettirin) Tüm bunlarla birlikte ergenliğin bir kriz dönemi olduğunu unutmayın ve gerekirse uzmanlardan (psikolog, psikiyatrist) destek almaktan çekinmeyin. Uzm. Psikolog Suzan AKSÜT OSMANAĞAOĞLU

Depresyon ve panik atak, günümüzde oldukça yaygın olan, psikolojik rahatsızlıklardır. Bu rahatsızlıklar bireyin kendisini sıkıntılı hissetmesine, hayatını sürdürmekte zorluk çekmesine ve umutsuzluk döngüsüne girmesine sebep olur. Dolayısıyla bireyin yaşamı o kadar zor hale gelir ki, birey yaşamına son vermek bile isteyebilir. Ruhsal rahatsızlıklar olarak depresyon ve panik atak, çözümsüz değildir. Aksine çözümü olan bu rahatsızlıklar için, uygulanan birtakım psikolojik müdahalelerle kişinin rahatlanması sağlanabilir. Ancak öncelikle kişinin bu rahatsızlıkları tanıması, yararlı olacaktır. DEPRESYON Kişide kalıtımsal, çevresel ya da hormonal bozukluklar sonrasında gelişen çökkünlük halidir. Aşağıdaki dokuz belirtiden en az beşinin (ilk iki belirtiden en az biri bulunmak üzere), en az iki hafta süresince var olması durumuna "major depresyon" denir. DEPRESYONUN BELİRTİLERİ 1-Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali ( kendini mutsuz, ağlayacakmış gibi, umutsuz hissetme vs.). 2-Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınarak yapılan aktivitelerden artık hoşlanmama,yapmak zorunda olduğu için yapma, bıkkın olma, isteksizlik) 3-Kendiliğinden önemli derecede kilo kaybı ya da alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden fazlasının artması ya da azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması. 4-Hemen her gün uykusuzluk ya da aşırı uyku hali. 5-Hemen her gün olağan zihinsel ve bedensel işlevsellikte azalma ya da huzursuzluk (gün boyu evden veya yataktan çıkmama) 6-Hemen her gün halsizlik,yorgunluk hisleri, daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme. 7-Hemen her gün kendini değersiz hissetme, küçük görme, kendini beğenmeme,yoğun suçluluk duyguları 8-Hemen her gün dikkat, konsantrasyon, algılama yeteneğinde azalma olması 9-Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı. DEPRESYON HİKAYESİ Ayşe Hanım 28 yaşında, evli ve bir çocuk sahibi bir bayandır. Ayşe Hanım, son iki haftadan bu yana evden hiç çıkmak istememekte, gününün büyük kısmını neredeyse yataktan çıkmadan geçirmek istemektedir. İçinden yemek yapmak, evi toparlamak gelmemektedir. Oğlu, ilkokul ikiye gitmektedir. Oğluna bile vakit ayırmak istememekte, okula giderken onu zoraki bir şekilde hazırlamaktadır. Daha önce oğlunun derslerine yardım etmekten büyük zevk duyarken şimdi onu bile yapmayı işkence gibi görmektedir. Kocası ise, Ayşe Hanıma her şekilde destek olmaya çalışmakta ama artık O da bu süreci geçirmekte zorluk çekmektedir. Ayşe Hanım, daha önceleri oldukça neşeli, hayattan zevk alabiliyorken şimdi hiçbir şeklide hayattan zevk almamaktadır. Bu durumda Ayşe Hanıma, yakınları yardım etmekte zorluk çekebilirler. Ayşe Hanım ise her geçen gün biraz daha umutsuzluğa düşebilir. Bu nedenle Ayşe Hanımın en kısa sürede profesyonel bir meslek elemanına başvurması gerekmektedir. PANİK ATAK Panik atak, aniden ortaya çıkan yoğun korku, sıkıntı ve endişe nöbetidir. Bu nöbet şiddetli olarak genellikle 10-30 dakika arası sürer ve sonra yavaş yavaş şiddeti düşer. Panik atak nöbeti yaşayan kişi çok kötü birşey olacağı veya öleceği hissine kapılır. Buna bağlı olarak, kendisini kurtaracak birisi veya bir sağlık kuruluşu arama girişimleri olur. Hatta sağlık kuruluşlarına yakın mekanlarda yaşamayı tercih eder. PANİK ATAK BELİRTİLERİ Panik atak, birtakım fiziksel belirtiler ve düşünce süreçleriyle beraber ortaya çıkar. Bunlardan en belirgini yoğun korku ve endişe duygusunun hissedilmesidir. Panik atakta görülebilen fiziksel belirtilerden bazıları: - Mideye bir şey çöküyor hissi - Avuç içlerinde terleme - Her tarafta sıcaklık hissetmek - Hızlı ve şiddetli kalp atışları - Ellerde titreme - Diz ve bacaklarda güçsüzlük veya esneklik - İç titremesi, titreme duygusu - Ağız kuruluğu - Boğazda yumruk hissi - Göğüste basınç - Hızlı nefes alıp verme - Bulantı veya ishal - Baş dönmesi, sersemlik, göz kararması - Gerçek dışılık hissi (rüyada gibiyim) - Açık olarak (net olarak) düşünememe - Bulanık görme - Kısmen felce uğramışlık duygusu - Ayrılma yada hayal gibi hareket etme duygusu - Çarpıntılar veya düzensiz kalp atışları - Ellerde, ayaklarda ve yüzde karıncalanma - Göğüs ağrısı - Bayılma hissi - Midede titreme heyecan - Soğuk ve ıslak eller Korku ve endişe duygularıyla gelişen düşünceler - Ölmek üzereyim - Kalp krizi geçiriyorum - Aklımı yitirmek üzereyim - Kendimden geçmek üzereyim - Nefes alamıyorum ve hiç alamayacağım - Felç olabilirim - Kontrolümü kaybediyorum - Tansiyonum çok yükseldi ve beyin kanaması geçireceğim PANİK ATAK HİKAYESİ Ali Bey, 26 yaşında, bekar, ailesiyle yaşayan bir erkektir. Ali Bey, yaklaşık 20 gündür dışarıya çıkmak istememekte, sürekli öleceği, kalp krizi veya beyin kanaması geçireceği düşüncesiyle yaşamak zorunda kalmaktadır. Bu düşüncelere kapıldığı ilk zamanlar, hemen soluğu acil serviste almış ve her an öleceği korkusunu büyük bir dehşetle yaşamıştır. Ancak acil serviste herhangi bir fiziksel rahatsızlığı olmadığı bildirilmiştir. Ali Bey, o günden itibaren birçok doktora gitmiş ama herhangi bir fiziksel rahatsızlığı olmadığı kendisine belirtilmiştir. Ayrıca durumunun büyük ihtimalle psikolojik olduğu vurgulanmıştır. Ali Bey, hemen hemen her gün birkaç defa panik atak nöbeti geçirmekte, nöbetler sırasında nefes alamayacağını, kalbinin duracağını hissetmektedir. Bu kısırdöngüden hiçbir şekilde kurtulamayacağını düşünüp mutsuz olmakta, giderek aklını yitireceğinden korkmaktadır. Özellikle dışarı çıktığında kontrolünü kaybedip bayılacağını düşünmekte o yüzden kısa süreli mesafeler için bile dışarıya çıkmamaktadır. Neredeyse evden çıkamayan Ali Beye anne ve babası oldukça anlayışlı davranmakta ancak onlar da nasıl hareket edecekleri konusunda kendilerini yetersiz hissetmektedirler. Sonuç olarak panik atak ve depresyon günümüzde her toplumda görülen yaygın ruhsal problemlerdir. Dolayısıyla bu ruhsal rahatsızlıkların dikkatle ele alınması gerekmektedir. Bu anlamda bu belirtileri yaşayan ve hayatının içinden çıkılmaz bir hale geldiğini düşünen bireylerin, konunun uzmanlarına (psikolog, psikiyatrist) başvurmaları gerekebilir. Uzm. Psikolog Suzan AKSÜT OSMANAĞAOĞLU

Öfkemizi kontrol etmek istiyorsak öncelikle onu tanımamız, nasıl işlediğini anlamamız gerekir. Ardından öfkeyi kontrol etmeyle ilgili tüm pratikleri daha iyi öğrenebilir ve uygulayabiliriz. Öfke; evrensel ve herkeste olan bir duygudur. Aynı zamanda durup dururken ortaya çıkmaz; ortaya çıkmasını etkileyecek unsurlar vardır. Bu unsurlar kişiye, ortama, zamana gore değişiklik gösterebilir, ancak temelde öfkeyi ateşleyen aslında bizzat kendimizizdir. Bununla birlikte öfke duygusunu tamamen ortadan kaldırmak, silmek, geri iade etmek mümkün değildir. Ama iyi haber; onu yönetmek ve daha iyi hissetmek mümkündür.
Yapılan çalışmalar, insanların çoğunlukla karşılarına engeller çıkması, herhangi bir tehdit veya saldırıyla karşılaşması sonucu öfke duygusu yaşadıklarını göstermiştir. Ama temelde baktığımızda öfke duygusunun ortaya çıkarıcısı yine kendimizizdir. Öfke duygusunu bastırabiliriz, içimizde yaşayabiliriz, tamamen dışa vurabiliriz ya da akışına bırakabiliriz. Ama her şekilde duygu, düşünce, davranış ve fizyolojik boyutta benzer şeyler yaşarız. Ayrıntılı ele alacak olursak:
--Düşünce boyutu; öfke uyandıran durum karşısındaki kişinin bakış açısı olarak değerlendirilir. Haksızlığa uğradığına inanmak, engellendiğini düşünmek vs. şeklinde düşünceler oluşur.
--Davranış boyutu; öfke uyandıran durum karşısında ortaya çıkan hareketler olarak değerlendirilir. Bağırmak, saldırmak, ağlamak vs. şeklinde davranışlar sergilenir.
--Fizyolojik boyutu; öfke uyandıran durumla birlikte yaşanan fizyolojik belirtiler olarak değerlendirlir. Kalp atışlarının hızlanması, kızarma, ateş basması vs. şeklinde fizyolojik tepkiler oluşur. Duygu - Öfke uyandıran durum karşısında sadece öfke duygusu hissedilmez. Bununla birlikte ya da sonrasında üzüntü, kızgınlık, isteksizlik, hayalkırıklığı vs. şeklinde duygular hissedilir.

ÖFKE KONTROL YÖNTEMLERİ

1- DÜŞÜNCE ŞEKLİNİZİ DEĞİŞTİRİN
Düşünce şeklinizi fark edin ve gerçekçi düşünceler geliştirin. Bunu yaparken “abartıyor muyum? çarpıtılmış bir düşünce mi? beni asıl öfkelendiren ne?” şeklinde sorular sorarak kendinizi değerlendirin. Örneğin; “Eyvah! her şey berbat oldu?” yerine “bu dünyanın sonu değil, moral bozarak vakit harcamaktansa düzeltmenin bir yolunu bulalım” “Asla başaramam” yerine “bunu bilmek için önce denemek lazım, çabaladıktan sonra olup olmayacağına bakayım” şeklinde ifadelerimizi değerlendirebiliriz. Daha sakin bir şekilde düşününce yeni fikirler ve çözümler bulabilirsiniz. Sürekli öfkeli bir ruh hali içinde olmak sorunu çözmekten ziyade daha kötü ve içinden çıkılmaz hale getirecektir. Buradan hareketle öfkelendiğiniz olayları tekrar tekrar hatırlamaya çalışmaktansa olumlu anları hatırlamak çözüm bulma isteğinizi arttırır.
2- DOĞRU İLETİŞİMİ KULLANIN
En önemlisi öfkeliyken konuşmayın çünkü bu sorunu çözmekten ziyade arttırabilir. Bununla birlikte yapmak istemediğiniz bir şey olduğunda bunu karşınızdakine doğru iletişimi kullanarak belirtin. Yani “hayır” demesini bilin. İnanın çevrenizdekiler öfkeli halinize maruz kalmaktansa hayır demenizi tercih ederler.
3- BEKLENTİLERİNİZİ MİNİMUM DÜZEYE İNDİRİN
Beklentilerinizi en aza indirin. Gerçekleşmezlerse büyük hayal kırıklığına uğrayıp engellendiğinizi düşünerek öfkelenebilirsiniz.
4- NE İSTEDİĞİNİZE KARAR VERİN
Gerçekten ne yapmak, nerede olmak veya kim olmak istiyorsunuz? Buna karar verin. Kararsızlığınız, ne istediğinizi bilememe durumunuz sizi baskı altına sokar ve gerilmenize dahası öfkelenmenize sebep olur. Karar vermek ne için nasıl hareket etmeniz gerektiğini daha net belirlemenizi sağlar.
5- ESNEK OLUN
Hayata katı bir bakış açısıyla bakmak, her şeyi belli bir kalıpta değerlendirmek bize engellenmişlik duygu eder. Çünkü hayat akıp giderken her seferinde kuralları değiştirir. Bu durumda esnek olmak, duruma zamana göre değerlendirmelerimizi yapmak bizi rahatlatacaktır.
ÖFKELENDİĞİNİZ AN YAPMANIZ GEREKENLER
Öfkelendiğiniz an aklınıza trafik lambasını getirin. Kırmızı ışık; dur, sarı ışık; hazırlan, yeşil ışık; harekete geç. Buradaki gibi hemen tepki vermeden kırmızı ışığı aklınıza getirin, durun. Ardından sarı ışığa geçin ve sizin için en rahatlatıcı yöntemi düşünün. Bu yöntemleri şöyle sıralayabiliriz: 1- 1’den 10’a kadar içinizden sayın. 2- Nefes alma egzersizi yapın (burundan nefes alın ağızdan nefesinizi verin) 3- Olmak istediğiniz, sizi sakinleştiren bir yeri zihninizde canlandırın (sahil, deniz veya sizin için anlamı büyük başka bir yer) 4- O an için vereceğiniz tüm tepkilerin size zarar verebileceğini, haklıyken haksız konuma düşeceğinizi hatırlayın. 5- Tüm bunlara rağmen sakinleşemediyseniz o an ortamı değiştirin. Çünkü öfkeliyken sorunları çözemezsiniz, aksine karmaşıklaştırabilirsiniz.
“Adam, telaşlı, öfkeli bir halde eşine bağırıp, çağırıyordu. Babalarının sesini duyan iki çocuk ise yataklarından kalkıp salona gelmişti. Babalarının öfkesini görünce, korkmuş, sinmiş halde birer koltukta sessizce oturup kalmışlardı. Adam, çocuklara, eşinin üzüntüsüne aldırmadan söylenip duruyordu: -Söyledim değil mi, söyledim. Bu gün toplantı olduğunu, açık mavi gömleği ütülemeni söyledim. "Kahverengi gömlekle gidiversen ne olur!"muş. Bugün sunum yapacağım, karamsar bir görüntü mü vereyim, dinleyenlerin içi kararsın, bu da projeye verecekleri oyu etkilesin! Bunu mu istiyorsun? -Tamam bey, bitti işte. Adam açık mavi göleği hışımla aldı; -Bitti, tabi bitti ama ben geç kaldıktan sonra bitmiş neye yarar. Eşi çocukların korkmuş yüzlerine baktıktan sonra, yine kocasını sakinleştirmeye çabaladı; -Dün bundan da geç çıkmıştın, vakit var, yetişirsin. -Anlamıyor ki, anlamıyor ki. Bu gün sunumu ben yapacağım. Herkesten önce gitmeliyim ki, gelecek önemli konuklara 'Hoş geldin' diyebileyim! Adam söylenerek, bağırarak çıktı, arabasını çalıştırıp uzaklaştı. Eşi, direksiyon başında da öfke saçan kocasının halinden endişelendi, "Bir kaza yapmasa bari..." Kocası uzaklaşınca, çocuklarının yanına gidip sarıldı, rahatlatmaya çalıştı. -Madem erkenden kalktınız, hemen size harika bir kahvaltı hazırlayıp getireceğim. Mutfağa geçti, zihnindeki huzursuzluğu dağıtmak için hemen neşeli müzikler çalan bir radyoyu açtı. Kahvaltılıkları masaya koymaya başladı. Ardından çocuklara seslendi -Kahvaltı hazır… Çocuklar kahvaltıya otururken, radyoda müziğin birden kesilmesi dikkatini çekti. Son dakika haberi anonsuyla, radyonun sesini biraz daha açtı. Radyo'da zincirleme bir kaza haberi vardı. Ayrıntılarla biraz sonra birlikte olacağız demişti spiker ama kazanın yerini söylediği andan itibaren o sandalyesine yığılıp kalmıştı. Spikerin bahsettiği kaza yeri, kocasının her gün işe giderken geçtiği dörtlü kavşaktı. Eşinin bu kavşaktaki trafikten şikayetçi olduğunu, her sabah yoğun bir trafik olduğunu söyleyişi aklına geldi. "Geç kaldım diye acele edip acaba o da..." Aklına gelen düşünce içini daha da yaktı, hemen ayağa kalktı. -Çocuklar, kahvaltınızı yapıp salona geçin, oynayın. Benim acil bir yere uğramam gerek, kapıyı da kimseye açmayın tamam mı? Çocuklar uslu, söz dinler olduğu halde, çok kısa süreli de olsa evde yalnız bırakmak zorunda kalsa tekrar tekrar tembihte bulunurdu. Sokağa çıkmak için üzerine bir şeyler aldı. O sırada kocasının bu kazada ölmüş olabileceği endişesiyle kabaran yüreğine daha fazla dayanamayıp, ağlamaya başlamıştı. İçindeki acının kocasının ölmüş olma ihtimali kadar, giderken kendisini kırması ve çocuklarının önünde bağırıp çağırmasından da kaynaklandığını anladı. Oysa her zaman böyle öfkeli değildi. -Eğer ölürse, çocuklarım babalarını, son gördükleri haliyle mi hatırlayacak? Kalp kıran, öfkeli bir baba olarak mı kalacak akıllarında? Kapıdan çıkarken, çocuklarına bir kez daha seslenecekti ama artık akan gözyaşları saklanamayacak haldeydi. Hemen kapıyı açıp dışarı çıkmak için hamle yaptı ama karşısında kapıya doğru adım atmakta olan kocası vardı. Adam, bir an karısının ıslak yanaklarına baktı; "Haberleri mi dinledin?" diye sordu. Karısı, konuşamadan sadece başıyla onayladı. Adam, önce sarıldı, sonra eşinin yanaklarını sildi. Karısı zorlukla sordu; -Hani önemli bir toplantına geç kalmıştın, niye döndün? -Kaza benim hemen yakınımda oldu. O anda toplantıdan daha önemli bir şeyi unuttuğumu hatırladım. Eğer o kazada ölseydim... O anda çocuklar da yanlarına gelmiş, babalarının yine öfkeli olabileceğini düşünerek, annelerinin yanında durmuştu. Adam, bütün içten, samimi gülümsemesiyle çocuklarını yanına çağırdı, boyunlarına sarıldı, yanaklarından öptü. -Ben bugün büyük bir hata yaptım ve evden çıkarken, sizleri ne kadar sevdiğimi söylemeyi unuttum. Böyle önemli bir şey unutulur mu hiç. Ne yapalım, ben de geri döndüm.”

UNUTMAYIN!
Öfke doğal bir duygudur. Önemli olan onu sağlıklı şekilde ifade edebilmektir. Ancak bu konuda sıkıntılar yaşamaya devam ediyorsanız uzmanlardan mutlaka destek alınız. Unutmayın bu hayat sizin hayatınız ve onu daha iyi hale getirmek sizin elinizde…

Uzm. Psikolog Suzan AKSÜT OSMANAĞAOĞLU

PORTAKAL ÇİÇEĞİ ERGEN PSİKO-SOSYAL DANIŞMA MERKEZİ

Reyhan TÜRKMEN
GÜLPINAR

Aydın İl Sosyal Etüt ve
Projeler Müdürü

 
 
 
 
 
 
Suzan
AKSÜT OSMANAĞAOĞLU
Uzm. Psikolog
Proje Koordinatörü
Eylem
AKAR BAYRAM
Hemşire
Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu
Zeynep
AYDOĞAN
Sosyolog

Işıl
TÜRK
Hemşire

Hatice
UYGUR
Hemşire
Saha Görevlisi
Nuray
KARAASLAN
Hemşire
Dökümantasyon Görevlisi
Ülkü
BALLI
Dökümantasyon Görevlisi

Panomuza Yazılanlar











Sizlerden Gelenler

Görüşlerinizi e-posta ile atabilirsiniz

“Bize iyi geldi Portakal Çiçeği. Kızım eve döndüğünde çok mutluydu.”

ŞULE K.
Anne - Öğretmen

“Bir arkadaşımın tavsiyesiyle geldik. Sevecen ve sıcak bir ortam, başka söze gerek yok bence. Kızlarım kendilerini daha rahat ifade etmeye başladılar ve güvenleri arttı. Portakal Çiçeği 3 kelimeyle GÜVENİLİR, SEVİMLİ, SEVECEN…

Gülistan P.
Anne

“Rahatlama merkezi benim için. Portakal Çiçeği’nden çıktığımda daha rahat, daha huzurlu, daha mutlu hissediyorum. Bu da her insan için gerekli bir şey bence.

Erim B.
Ergen Danışan

“Portakal Çiçeğinden çok memnunuz. Oğlumla daha samimi ve bağlıyız. Sosyal bir faaliyeti yoktu daha önce, okçuluk kursuna gitmeye başladı. Kendine güveni ve ders başarısı arttı. Hepinize teşekkür ederiz. Bizim ailemiz oldunuz.

Günay Ailesi

Fotoğraflarla Portakal Çiçeği Yaşam Atölyesi

Daha Fazlası
Veysi Paşa Mah. 1604 sk. No:13/A Kat:3
Efeler / AYDIN (Eski Ticaret Odası Binası)

İletişim Bilgileri

Veysi Paşa Mah. 1604 sk. No:13/A Kat:3
Efeler / AYDIN (Eski Ticaret Odası Binası)
atolyeportakalcicegi@gmail.com
0256 215 22 09

Randevu Almak İçin Bize Ulaşın

Sizlere çözüm üretmek için burdayız.

Not: Mesajınıza en kısa zamanda cevap verilececektir. Teşekkür ederiz.

Kurumsal Paydaşlarımız

Portakal Çiçeği Kurum Paydaşlarımıza Teşekkür Ederiz...